Sayfalar

.

maca bitkisi

16 Ağustos 2015 Pazar

replika telefon ve modern islam

replika telefon ve modern islam 

sizlere bugün güzel yazıları yazan replika telefon dediki Zikrettiği sünnetullah ile ilgili ayetler açıkça beşerî alanla ilgili olmakla birlikte Abduh, kânun anlamını verdiği sünneti tabiatta gözlenen düzene uygular; tabiat ve astronomi hakkında tartışmalarda bu yasalar, bilimsel olgulara ilişkin hususlar olarak ele alınır (Adams 1968:141). Müslümanların gerilemesini Kur’ân'da zikredilen bu toplumsal yasalara riayetsizliğe bağlayan Abduh, diğer taraftan bazı ayetleri oldukça zorlayarak bilimsel yasalar olarak aldığı biyolojik-
evrimci kavramlara uyarlar. Örneğin, “Eğer Allah’ın insanları birbirleriylegidermesi olmasaydı muhaidcak yeryüzü fesada uğramıştı” (Bakara/251) ayetini şöyle yorumlar: “Allah'ın bazılarını bazılarına karşı çıkararak insanları kayıtlaması onun genel kânunlarının fsünen^ bir parçasıdır ki buna günümüzde “varlık mücadelesi” denmektedir. "Ayetteki "muhakkak yeryüzü fesada uğramıştı” ifadesini de evrimci “tabiî seçilme” ve “en uygunun hayatta kalması” deyimleriyle açıklar (Adams 1968:140-3, Al-Azmeh 1996: 398-9).
Abduh, sözde tabiat kânunlarına meydan okuyan mucizeler konusunu da genelde yaptığı gibi teville geçiştirir. Ona göre mucizeler, mantıkeıl imkânsız değildir. Bunun, muhakkak diğer bir tabiat kânununa tâbi olması gerektiği itirazı karşısında ise Abduh (1980: III/401, Adams 1968: 159-60) şöyle der; “Kânunu (nomos) koyan kâinatın yaratıcısıdır; dolapsyt gerçekte bilmediğimiz bir şeyi amaçlayarak
İ3r ko}ması imkânsızdan değildir." Riz ne olduklarını bilmesek de Allah’ın tarafından bir nimetle kendilerine tahsis ettiği kişilerin -peygamberlerin-vasıtasıyla mucizelerin tezahürlerini görüyoruz. O, zaten sözde tabiat kânunlarına meydan okuyarak Allah'ın mutlak kudretini gösteren mucizeleri de gene bir kânuna dayandırır. Faklıry (1983: 344)’ye göre o, mucizelerin akıldışı (inational) değil, fakat akıl-üstü [preterrational) olduğunu vurgulamaktadır.
İLME KARŞI MARİFET
replika telefon Hindistan’da ise daha radikal bir tutumla modern bilimin keşfettiği tabiat kânunlarım bir inancın geçerliğinin değerlendirileceği kriter olarak alan Seyyid Ahmed Han’a göre Kur’ân tabiat kânunlarıyla tam bir uyum halinde olduğu için İslam, dünyanın en rasyonel dinidir (Fazlur Rahman 1984: 51-2). Bu konuda iki düşünüre karşı Namık Kemal ise Gazâlî çizgisine döner. Onun din/bilim ilişkisi konusundaki tutumu şöyle özetlenebilirdi: O, geleneksel Sünnî-Eş’arî paradigma uyarınca vahyin önceliğini, vicdan, akıl, duyu ve deney gibi bütün beşerî fakültelerin vahyin kılavuzluğu olmaksızın tek başına hakikî bilgiye ulaşmada aciz kalacağını, bilimin dayanacağı tabiî kânunlar diye bir şeyin olmadığını, deneysel bilimin, sonuçları ancak yanlışlanıncaya kadar geçerli bir süreç olduğunu, dinle kesin bilimin çelişemeyeceğini, bilginin amacımn dünyevî faydadan ibaret olmadığını, hakikî ilmin, insanın kendisini ve Rabbini tanıyarak ebedî mutluluğu kazanmasını sağlayacak marifet ve hikmet olduğunu vurguladı.
Namık Kemal (1326:47), RenanMüdâfa’anâmesivAe, Renan’ınTahtâvî’ye yönelik ithamlarını aktarır: "... Paris’te uzun süre oturmuş olan Şeyh Rifâ’a, dönüşünden sonra yazdığı kitapta Avrupa’nın gücünü özellikle tabiî kânunların ebediyeti ilkesine dayandığı için baştan aşağı dine aykırı sayar. Şeyhin ise İslam bakış açısından tamamıyla haksız olmadığını itiraf lazımdır. Çünkü vahiy üzerine kurulu bir din, inançlarının tersini gösterebilecek hür araştırmalara daima engel olur.... İslam, bilimi ve bilimle beraber kendini mahvetmiş ve diğer milletlerden daima aşağı kalmaya mahkûm olmuştur"(sadeleşûrerek, ayrıca Nevvman 2004: 88-89). 0, bu ithama karşı şöyle der: "Şeyh Rifâ’a haklıdır çünkü kânun-ı tabiatın ebediyetini ispat eder dünyada hiçbir delil yoktur. Bu kavânîn-i tabiat mademki şimdiye kadar zeval
böyle de masun kalacaktır demenin mantığa tevafuk edebilecek bir kıy,, olmadığını ise tarif iktiza etmez."
Böylece o, Gazâlî gibi, tabiat olayları arasındaki ili^. ilerin zihnî 3!,, kanlık sayesinde şimdiye kadar değişmemiş, kânunlar olarak görüldüğıi. nü, hâlbuki Allah’ın mutlak iradesiyle bunları her zaman değiştirebilece. ğini ima eder. Doğal yasaların değişmezliğini kimse ispat edemeyeceği için onların ebediyetine inanmaya hiçbir sebep yoktur. Nitekim “yef^j fizik” başlığı altında toplayabileceğimiz A. Einstein’ın izafiyet teorisi, M, Planck’ın kuantum fiziği ve W. Heisenberg'in atom-altı fiziği, uzay, 23. man, madde, sebep ve sonuç gibi klasik Newton fiziğinin temel kavram-larını kökten değiştirmiştir (Oosterhoff 2001: 232-37). Determinizm ve doğal-bilimsel yasa fikrini sarsan çağdaş bilimdeki bu gelişmeler, Namık Kemal’in de katıldığı okezyonalizmi teyit eder. Diğer taraftan o, "Kavânîn-i tabiatın ebediyetini Şeyh Rifâ’a’nm hilâf-ı din bileceğinde şüphe etmeyiz. Fakat Avrupa'da mevcut olan maarifi bu kavaninin ebediyetine müstenit ve binaenaleyh ahkâm-ı diniyeye mugayir addedeceğine bir türlü inana-mayız"der.replika telefon sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder